güncel yorum

8/10/2006

MERHABALAR :)

Selamun Aleykum, 

Merhabalar ! Nasılsınız ?

Uzun zaman oldu  görüşemedik, ne yapalım  irtibatı koparmıştık İnşallah  bir daha kopartmayız. Şimdilik kendinize iyi bakın !
Kalın  Sağlıcakla  !

15/2/2006

YORUMLARINIZI BEKLİYORUM !

     Herkese selamlar,saygılar.

Sizlerden isteğim şu; En Çok Hoşunuza Giden Reklamları yazarmısınız?

Benim çok hoşuma gidenler hangileri mi?

İşte sıralıyorum :

1-  ULKER HARBİ

2-  ULKER RODEO

3-  PEPSİ REKLAMI (Sahilde sörfçülerle futbolcuların maçı)

4-  SEAT LEON

5-  OPET GİT REKLAMLARI

6-  ULKER İKRAM (Sen Yenisin Galiba)

7-  İSTİKBAL (İyi Güller)

8-  ARKO TRAŞ KOLONYASI( Bebek babasını öpmek için yere birşeyler atıyor)

9-  DERBY (Ali DESİDERO)

10- ETİ TOPKEK( Bursa KılıçKalkan ile T.Halk Müziği Korosu)

11- ULKER RONDO( Son Rondosuna Dokunma)

12- Jelibon (Yine jelibonlarımı mı yediniz)

13- Shweps

6/2/2006

Çocuklara İffetli Olmayı Öğretelim

        Aşağıda ki yazı ALİ RIZA PEKER'in  "ÇOCUK TERBİYESİ VE GELİŞİMİ" adlı e-kitabından alıntıdır;

 

       Her dinin bir ahlâkı vardır; İslâm'ın ahlâkı da hayadır. Bu prensip dahilinde gençlere
hayadan, iffetten, namustan bahsedince o kadar şaşırıyorlar ki kendimi bir başka
dünyadan gelmiş gibi hissediyorum. Bu konuları anlatabilmek iğne deliğinden deveyi
geçirmek kadar zor geliyor.
     Bir eğitimci olarak etrafımda gelişen olayları daha dikkatli gözlemleme ihtiyacı
hissetmekteyim. İçinde bulunduğumuz olumsuz hayat şartları, aile yapımızda çok büyük
değişikliklere neden oluyor. Bu değişikliklerin git gide olumsuz yönde artması doğrusu çok
korkutucu. Bütün olarak aile, birey olarak anne, baba, kız çocuk, erkek çocuk, yaşlı
ebeveyn, yakın akrabalar hak ve vazifelerini unutmuş ve bir karmaşa içinde sürükleniyor.
     Gezdiğim, gördüğüm yerlerde mutlu insanlar göremiyorum. Herkes birbirini suçluyor.
Hep karşıdaki suçlu. Hiç kimse kendine bakmıyor. Evler birer kavga ortamı adeta. Herkes
kendini haklı gördüğü için, herkes herşeyi bildiği için, kimse ne sevincini ne de üzüntüsünü
paylaşmıyor. Anneyı-babayı dinlemiyor. Anne her iki taraf arasında şaşkın. Herkes yalnız.
Bu yalnızlık; babayı sokağa veya işine, anneyi boş işlere, çocuğu arkadaşlara, içkiye,
sigaraya, uyuşturucuya yakınlaştırıyor. Öyle ki ne babanın işinden annenin haberi var, ne
de annenin gününü nasıl geçirdiğinden babanın. Çocuğun okuldaki, sokaktaki hayatı
kimseyi ilgilendirmiyor.
     Evden ayrılırken "Allah'a ısmarladık ben çıkıyorum!!" deyip dışarı fırlayan kızının, oğlunun
girip çıktığı yerden haberi olmayan bir aile. Öyle aşırılıklarla karşılaşıyor ki ne yapacağını
şaşırıyor. Günün birinde çantasını omuzuna alıp giden 13-14 yaşlarındaki kız, kaşları
yolunmuş, yahut kulağına üç dört delik açılmış, elinin parmakları sigaradan sapsarı olmuş,
elinde bira şişesi ile, oğlan arkadaşını koluna takmış olarak karşısına dikilince, anne-baba
şaşkınlıktan kriz geçiriyor. "Biz ne yaptık veya ne yapmadık ki çocuğumuz böyle hatalar
işliyor" diye düşüneceklerine toplumu, okulu, çocuğun arkadaşlarını suçlamaya başlıyorlar.
Şaşkınlık geçtik2en sonra yaşananlar ise akla hayale sığmıyacak, insanlık dışı olaylar.
     Çocuklarımız daha büyük yaşlarda daha büyük hata ve günahları kolayca işleyebiliyor.
Üniversite çağındaki gençler arasında kız erkek ilişkisi zaman zaman ailelerinden habersiz
aynı evi paylaşma noktasına varabiliyor. İşin en garip tarafı dindar olduğunu iddia edenler
bu işi imam nikahı (!) ile meşrulaştırdıklarını sanıyorlar. Bu ne korkunç bir yozlaşma ve
yüzsüzlük (!) anlamakta güçlük çekiyorum. Okul bitince "sen sağ ben selamet" deyip
ayrılmak üzere birlikte yaşayan genç kız ve erkeklere yaptıklarının hata olduğunu birilerinin
anlatması gerek. Bu çocuklar bizim çocuklarımız ve geleceğimiz.
     Çocuklarımızın bu derece yozlaşmasına, terbiye sınırını bu derece aşmalarına en büyük
sebep mutlu ve anlayışlı bir aile ortamı sağlanmamasıdır. Anne babasıyla aynı sofrada
yemek yemenin, aynı saatlerde kalkıp kahvaltı etmenin zevkini ve mutluluğunu unutmuş,
karşılıklı saygı ve sevgi alışverişinin tadını hiç tatmamış aile ortamında yetişen bir çocuk,
elbette ailenin kutsiyetini bilmeyecektir.
     Böylece saygı ve sevgiyi tatmadan büyüyüveren çocuk, kendisini bağımsız bir ortamda
bulunca ne yapacağını şaşırmaktadır. Bu çocukları suçlamıyorum. Çünkü biz çocuklarımızı
daha doğar doğmaz dipsiz bir kuyuya atıyoruz, tutunacak bir ip veya tırmanabileceği bir
merdiven uzatmadan "bu kuyudan çıkmalısın diyoruz." Oysa o kuyunun içinde yılanlar
çıyanlar çocuğumuzu maddeten ve manen tüketiyor. Çocuk hayatın gerçeklerini yaşadığı
ortam zannediyor. Hz. Ömer "İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanmaya
başlarsınız." demiyor mu?
     Çocuk, bazen olumsuzlukların farkına varıyor, ancak çözümü yine o ortamda arıyor.
Üzgün mü; hemen içki, uyuşturucu serbest seks imdada yetişiyor. Ne yedin? Ne içtin? Kimle
beraber oldun? diye soran yok. "Oh ne güzel!!" demek geliyor ama güzel değil. Çünkü
yemek, içmek ve her türlü şehvetin kuranı olan insan insanlıktan çıkar ve şehvetin
yaygınlaştığı bir toplum pis ve rezil bir toplumdur. İnsanlık basamaklarının en aşağısındadır.
     Bu karmaşa içinde çocuklarımıza nasıl davranacağımız konusunu iyiden iyiye düşünüp
davranış biçimi geliştirmek zorundayız.
Bu konuda, Merhum Muhammed Kutup, "Taklitlerin Çarpışması" adlı eserinde,
düşüncelerimize ne kadar güzel tercüman olmaktadır. Açık konuşalım...
Bu gün içinde bulunduğumuz ahlâki çözülmenin bir takım "objektif" sebepleri var
mıdır?...
Hangi örf ve adetlerin kalması, hangilerinin silinip gitmesi lâzım geldiği konusunda
açık bir kanaat ve görüşümüz mevcut mu?
Genç kız ve delikanlılarımızın üzerinde bulunmalarını istediğimiz şekil hakkında bir
fikre sahip miyiz?
Onların kendilerini ne dereceye kadar hür kabul edecekler?
Hangi kanun hayatlarını zabtu rapt altına alıp yön verecek?...
Genç kız her tarafa gidecek mi?
Kendine bir erkek arkadaş bulabilecek mi?
Aile bunu bilecek mi yoksa sır olarak mı kalacak?
Öğrendiği zaman kızacak mı yoksa tanımamazlıktan gelerek görmeyecek mi?
Veya ellerini açıp delikanlıyı kucaklayacak mı?
Genç kız nişanlısı ile birlikte sinemaya, tiyatroya, tenha bahçelere, veya hiç kimsenin
görmeyeceği yerlere gidecek mi?
Vücudunu teşhir eden bir (robla) giysiyle dışarıya çıkacak mı? Bu giysinin kumaşını
kendisi seçip, bacaklarını, sırtını ve göğsünü açacak bir stilde modasını kendisi mi
tayin edecek? Yoksa bu işi aile mi yapacak?
Dışarıya çıkarken nereye gittiği sorulacak mı?...
Uzaktan yakından gözetilecek mi yoksa bütün bağları salınacak mı?
Eve geç geldiğinde "nerede idin" diye sorulacak mı?..
Yoksa bu onun özgürlük sınırı içinde bir hak olarak mı kalacak?..
Şimdi madalyonun diğer yüzüne gelelim. Genç delikanlı her tarafa gidecek, kendisine
hasıl olacak kolaylıklara göre cinsi ihtiyaçlarının tümünü veya bazısını tatmin edeceği
bir kız arkadaş bulabilecek mi?...
Çocuğun babasına karşı durumu nasıl bir seyir takip edecek?
Delikanlı evleneceği kız için kendisi mi dünürlüğe gidecek, yoksa başka birini mi
gönderecek?
Kiminle evlenecek?
Yolda, sinemada, parkta tanıdığı, öğrenimde ve işte arkadaşlık ettiği veya hiç
tanımadığı bir kızla mı evlenecek?
Evlilikte ortaya koyacağı şartlar ne olacak ve evleneceği kızın bu şartları kabul edip
etmeyeceğini bilebilecek mi?
Bir kızla arkadaşlık edip, onunla yapacağını yaptıktan sonra, şayet beğenirse mi
evlenmek için dünür gönderecek?
Yoksa temiz bir dostluk mu kuracaklar? Bu temizliğin derece ve gayesi ne olacak?
Kızın kendisine beslediği sevgiyi nasıl anlayacak?
Bunlar ve daha bunlara benzer, yüzlerce binlerce misal zikredilebilir.
     Evet bizim Millet, yazar ve düşünürler olarak bu konuda açık bir fikrimiz, tayin edilmiş bir
hedefimiz var mı? Yoksa işi şartlar neyi gerektiriyorsa 0 olsun diyerek kendi haline ezdiğim,
gördüğüm yerlerde mutlu insanlar göremiyorum. Herkes birbirini suçluyor. Hep karşıdaki
suçlu. Hiç kimse kendine bakmıyor. Evler birer kavga ortamı adeta. Herkes kendini haklı
gördüğü için, herkes herşeyi bildiği için, kimse ne sevincini ne de üzüntüsünü paylaşmıyor.
     Merhum Muhammed Kutup'un sorusuna "-Maalesef bunca zaman geçmesine rağmen,
bu konuda açık bir fikrimiz yok ve tayin edilmiş bir hedefimiz yok." diye cevap vermek
zorunda hissediyorum. Ve keşke bunca zaman içinde bir cevap oluşturabilseydik diye
hayıflanıyorum.
     Her dinin bir ahlâkı vardır; İslâm'ın ahlâkı da hayadır. Bu prensip dahilinde gençlere
hayadan, iffetten, namustan bahsedince o kadar şaşırıyorlar ki kendimi bir başka
dünyadan gelmiş gibi hissediyorum. Bu konuları anlatabilmek iğne deliğinden deveyi
geçirmek kadar zor geliyor. Eğitim sistemimiz ve medya onları o kadar olumsuz etkiliyor ki
iffetli olmak, namuslu olmak önemsiz kavramlar olarak kabul ediliyor.
     Sayın Veysel Gani'nin Türkiye Gazetesinde Kasım 1998 de yayınlanan bir yazısında "Milli
Eğitim Bakanlığı"nca hazırlanmakta olan Orta öğretim kurumları Disiplin yönetmeliği akıl ve
bilimden çok, ideolojinin yönlendirdiği değişiklikler içermektedir. "İffete aykırı bulunmak"
yönetmelik kapsamından çıkartılarak yerine çok muğlak. "Genel ahlâka aykırı davranmak"
füli ihdas edilmek istenmektedir. İffet namus ve temizlik demek olduğuna göre Milli
Eğitimde namus ve temizlikten rahatsız olan bir zihniyet neyi amaçlamaktadır." Bölümünü
okuyunca geçen yıl yaşadığım bir olay aklıma geldi. Yaz tatillerinde ailelerin isteği ile bazı
genç kızlara Kur'ân, ilmihal ve ahlâk dersleri vermeye çalışırım. Öğrencilerim, genellikle aile
ortamında dini motiflerin çok yaşanmadığı ancak "bize öğretmediler çocuklarımız öğrensin.
İlerde bize bir Fatiha okusun." zihniyetindeki ailelerin çocuklarıdır. Bu çocukların her biri
birer pırlanta. Öğrenmeye o kadar hevesliler ki sıhhat sorunlarıma rağmen onlarla
ilgilenmek çok zevk veriyor. Geçen yaz bir gün; yaşları 10-16 arasındaki kız öğrencilere
toplum ilişkilerinden bahsederken;
     - "Sakın bedeninize kimsenin dokunmasına müsaade etmeyin. Sizi incitmelerine izin
vermeyin." diye bir tavsiyede bulunmak istedim. Masa başındaki çocuklar önce şaşkınlıkla
birbirlerinin gözüne baktılar, sonra başlarını öne eğdiler. Bunun üzerine,
     - "Ne o çocuklar! çok mu acayip konuştum, evet, siz istemezseniz kimse size
dokunamaz" deyince,
Sosyal Demokrat düşünceye sahip bir ailenin kızı;
     - "Siz öyle sanın hocam, peki okulda merdivenlerden inerken pandik ten nasıl
korunacağız lütfen söyler misiniz?" deyince çocuklar arasında kıkırdaşmalar oldu. Bu sefer
şaşıran taraf ben olmuştum.
     - "O da ne demekmiş?" diye sorduğumda, uzun süren bir suskunluk yaşadık. Ayıp bir
şey olduğunu anlamıştım ancak doğruluğunu teyid etmek için.
     - "Hadi utanma söylediğin şeyin anlamını bilmiyorum anlat da öğreneyim. Hep ben mi
size öğreteceğim?" dediğimde;
Aynı çocuk utana sıkıla;
     - "Hocam okulumuz çok kalabalık ve merdivenler dar geliyor, acele acele derse
koşarken erkek arkadaşlar, kasten çeşitli yerlerimize dokunuyorlar. İşte buna pandik
deniyor" dedi.
13 yaşındaki bir çocuğun bu itirafı beni o kadar şaşırtmıştı ki bu konuda daha fazla bilgi
almak için masa başındaki bütün çocuklara tek tek baktım ve;
     - "Böyle bir şeye nasıl müsaade ediliyor, öğretmenleriniz görmüyor mu?" diye
sorduğumda aldığım cevapları her çocuğun ayrı ayrı başlarından geçenleri, eğer yazacak
olsam yazının bu bölümüne kocaman bir kırmızı nokta koymak gerekir. Bu dersin sonunda
orta öğretim çağındaki bu çocuklara ve diğerlerine, sahip olmak gerektiğini bir kez daha
anlamıştım. Daha on yaşlarındayken bu şekilde hareketlere muhatap olan kız çocukları ve
onları bilinçli bir şekilde taciz eden erkek çocuklar, Üniversite çağına gelince elbette bu
kadar serbest olacaklar diye düşündüm ve yüreğimden bir şeyler koptu. Erkek olsun kız
olsun çocuklara haya, iffet ve namus kavramları tanıtılıp öğretilmelidir.
     Bütün olumsuzluklara rağmen bu başarılabilir. Bu konuda asla erkek-kadın farkı
gözetilmemelidir. Çünkü erkeklerin namuslu olmadığı bir toplumda, kadınlar iffetli olmaya
devam edemezler. Oysa memleketimizde çocuklar cinselliklerinin dorukta olduğu çağlarında
hiç bir ahlâk kuralına uymaksızın erkek-kız diz dize eğitim almak zorunda. Bu dipsiz kuyu
değil de nedir? Çocuklarımıza ahlâki değerlere saygı ve ahlâklı yaşamanın yücelikleri
anlatılacak diye Din Bilgisi Ahlâk derslerini kaldırmak ve bu derslerin okutulduğu okulları
kapatmakla meşgul olan bir sistemin içinde eğitmek zorundayız.
     Hesapsız olarak şehevi duygulara kapılmış olan toplumlar mahvolup yıkılmaya mahkum
olan toplumlardır. Zira şehvetin kol gezdiği bir toplumda aile yuvasının huzurundan,
çocukların mutluluğundan söz edilemez. Halbuki toplum yapısındaki ilk birlik evdir. Ve bir
yavrunun doğarak gelişme basamadığında ilerlediği yegane yuva aile yuvasıdır. Onun için
aile yuvasının emniyetinin, güveninin, maddi manevi her türlü temizliğinin sağlanması ve
istikrarının korunması gerekir. Ve böyle bir havada ancak anne ile baba birbirine güvenir ve
yuvanın korunmasını temin edebilirler, çocuklar terbiyeli huzurlu ve mutlu olabilirler.
     Anne baba olarak çocuklarımıza karşı görevlerimizin ne olduğunu öğrendikten veya
hatırladıktan sonra onlara haklarını iade etmeliyiz. Bu kadar bağımsızlığın içinde gençlerimiz
mutsuz huzursuz ve perişan. Artık çocuklarımıza sahip olma zamanı geldi. Lütfen onlarla
biraz daha yakından ilgilenelim. "Babanın çocuğuna iyi bir terbiye ve talim vermekten daha
güzel hediyesi olamaz." Eğer bir adım atacak olursak onların iki adım geleceğinden eminim.
Çünkü sanıldığı gibi çocuk aşırı bağımsızlıktan hoşlanmaz. Onlara sevmeyi saymayı
öğretmeliyiz. Sevgi vermeliyiz ki onlarda sevsin ve saysınlar.
          "Önemli olan bağı dağ olmadan bağ yapmaktır."

2/2/2006

ÇOCUK YETİŞTİRME ÜZERİNE BAZI FAYDALI BİLGİLER


01- Çocukta kendine saygı, çocuğun kendi hayatını düzenleyebildiği ve bunu iyi yapabildiği inancını oluşturan
       küçük günlük görevlerle sağlanır.
02- Engelleri aşma dürtüsüne kişisel motivasyon denir. Önümüze hedefler koymamızı sağlayan, her birimizin
       içindeki küçük umut çekirdeğidir. Bu umut, bizi daha yükseklere eriştirir. Şevk kazanmış kişiyi hiç kimse
       ilerlemekten alıkoyamaz ve eğer bu motivasyon insanın yüreğiden geliyorsa, o kişi yenilmez hale gelir.
03- Hayat bir çocukiçin günlük fırtınalarla baş etmeyi öğrenmekten ibarettir. Becerikli olmak;
      meydan okumaları kabul etmek, bunlar üzerinde düşünmek için zaman ayırmak ve sonra erişebilir
      kaynakları kullanarak sorunları çözmek demektir. Çocukta becerikliğin gelişmesi onu hayattaki fırınaları
      atlatma becerisiyle donatır. Seçenekler oluşturmada özgüven sağlar ve çocuğa etrafındaki dünyanın aktif
      katılımcısı olmayı öğretir.
04- Herşeyin hızlı ve öfkeli olduğu bir dünyada kendinden hoşnut bir çocuk huzurlu olacak ve kendi
       maneviyatından keyif alacaktır.
05- Her çocuğun düş kurmasına, düşüncelerine, yazılarına, icatlarına, şaheserlerine ya da kavramlarına sınır
       koymamasına izin verin. Bir çocuğun hayal gücü teşvik edilirse, gelişmeye ve üretmeye devam edecektir.
06- Duygular hayatınıza damga vuran yön işaretleridir. Harikulade güzel olan aşktan çetin öfkeye kadar bütün
       duygular çeşitli biçimlerde var olur. Duyguyu yaşamayı ve duygu alışverişini destekleyen aileler hayatın en
       derin armağanını tadar.
07- Eğer aile bir bina olsaydı, iletişim binanın her türlü kötü hava koşulunda ayakta kalmsını sağlayan temel
       olurdu. Aile içinde iyi bir iletişim varsa sorunlar çözülür, fikirlere kulak verilir, duygular ifade edilir  ve
       samimiyyet gelişir. İyi iletişim söz konusu olduğunda, görüşler farklı olsa bile,
       her zaman mesajların ardında sevgi vardır.
08- Aile dokunuş aracılığıyla sevgi alıp vermenin değerini öğrendiğimiz ilk ve en önemli yerdir.
09- Aile birçok açıdan bir bahçe gibidir. Bir ailenin üyelerine verebileceği en büyük armağan, herkesin aile
       ve dünya bahçesinin bakımından sorumlu olduğu bilincidir. Herkes bu bahçenin bakımı için zaman ayırmalı,
       ara sıra yabani otları ayıklamalı ve sulamak için kendi katkısını yapmalıdır.
10- Arkadaşlarımız hayatımızdaki harikulade mücevherler ve son derece güzel el işlerinden yapılma hazineler
       gibidir. Aklımıza yeni fikirler getirir, kim olduğumuzu ve kim olmak istediğimizi bizimle paylaşır  ve bir süre
       için de olsa hayat yollarında bizimle yan yana yürürler. Aileni seçemezsin, ama arkadaşlarını seçebilirsin,
       derler. Bir aile, arkadaş sahibi olmak için arkadaşlık sunmak gerektiğinden yola çıkarak fertleri arasındaki
       ilişkide arkadaşlığı seçerse, bu bir armağan değerindedir.
11- Birisine saygı gösterdiğimizde, onu düşünmeye değer buluruz. Bir başkasına saygı gösterme çabasında
      bulunduğunda verilen mesaj nettir: "Seni görüyorum ve sana değer veriyorum."
12- Çocuk ilk önce aile içinde başkalarıyla geçinmeyi, birlikte bir şey yapmayı paylaşmayı ve her zaman
       ilgi odağı olmamayı yaşar. İşbirliği yapmayı öğrenmek çocuğunuzu gelecekte okul ilişkilerinde ve
       çalışma hayatındaki başarıları için değerli bir araçla dontacaktır.
13- Yaşamak, değişmeyi ve gelişmeyi içerir. Eğer aile içinde değişimi canlılığı tanımlayan şey olarak görürsek,
       çocuklarımızın zihninde değişimin beklenen bir hayat serüveni olduğu tohumunu atmış oluruz.
14- Çocuklarımıza bir fark ortaya koyabileceklerini öğretmemiz gerekiyor.
      Var olmasını istediğimiz dünya çocuklarımızın zihninde oluşturulmalıdır.
15- Bir çocuk yapmaktan korktuğu şeylerle karşı karşıya gelerek ve bunları hazmederek
      cesur olmayı öğrenir.  İnandığı bir şeyi yapmak için bir adım ileri gitmesi gerektiğini öğrendiğinde,
      korksa bile, cesaretin nasıl bir duygu olduğunu kavrıyacaktır.
16- Güven oluşturmanın tek yolu dürüst olmaktır. Başka yol yoktur. Aile düzeninin bu dürüstlük ortamında
       işlemesi, aile fertlerinin birbirine güvebmesi anlamına gelir.
       Bir aile dürüstlüğü değer veriyorsa, her aile ferdi, bütün olarak ailenin kendisini desteklediğine güvenerek
       hayatındaki gerçekleri ifade edebilir.
17- Sabrı öğrenen çocuk hayatın engellerini aşmaya büyük yardımı dokunacak önemli bir
      araca sahip olmuştur.
18- Hoşgörü farklı görüşlere, düşüncelere, yaşam biçimlerine, inanç ve davranışlara izin veren, hayata ve
       başkalarına karşı bir kabul etme yaklaşımıdır. Çocukların yetişmeleri ve gelişmeleri hususunda da
       bu çizgiyi göre hareket edilmelidir.
19- Aile sorunlarında eğer aile fertlerinin herbiri yardımsever bir tutum içine girerse, nasıl yardımcı olacağına
       ilişkin bir tutum alırsa, herkesin yükü daha hafifler. Kerkes ortak hedeflere doğru yürüdüğü için,
       yardımsever tutumlar ailede birliktelik duygusu oluşur.
20- Sorumluluk üstlenmede başarılı olan çocuklar yeteneklerine daha fazla güvenir.
      Sorumlu davrandığı için olumlu tepkiyi tadan çocuk kendi hareketlerinden sorumlu
      olmaya daha fazla motive olur.
21- Disiplin bir kere denendikten ve uygulandıktan sonra bireyin kendini kontrol etme
      yeteneğini geliştiren bir yaşam antremanı biçimidir. Çocuk bu biçim üzere şekillendirilmelidir.
22- Affetmek hem bir tutum hem de bir eylemdir. İncindiğimiz zaman birisini affetmek her zaman kolay olmaz.
       Affedici tutum birçok açıdan mükemmelliği yakalayamayan insanları anlamak ve kabul etmek anlamına
       gelir bu anlam yüklü halet-i ruhiye ile olgunlaştırılmalıdır çocuklar...
23- Ölümün hayatın bir parçası olduğu fikriyle tanışan çocuklar, bu konuda kendileriyle hiç konuşulmayan
       çocuklara oranla ölümden daha az korkar. Çocuğumuz ölüm üzerine durup dururken tartışmaya
       hevesli değilizdir. Ne var ki aile yaşamındaki bir kayıp, bunun hangi duygulara yol açtığı ve ne anlama
       geldiği hakkında konuşmak için zaman ayrılırsa, çocuklar da ölümü hayatın bir parçası olarak görür.
       Çocukların ölüm hakkında kendi fikirleri oluşmuştur; bu nedenle doğruların söylenmesidurumunda
       kafalarında korkunç düşüncelere daha az yer kalır. Çocuklar ölüm üzerine rahatlıkla konuşabildiklerinde,
       ondan daha az korkar ve bir yakınlarını kaybettiklerinde de daha anlayışlı olurlar.
24- Anneyle çocuk arasındaki ilişki sihirli, gizemli, kalıcı, koşulsuz ve açıklanması olanaksız bir olgudur.
       Çocuk çocukluktan çıkmış olsa bile, anne onun yüreğindekileri hissekadar çocuğuna bağlıdır.
       Başka bir insanın hayatından sorumlu olmak, yönlendirmek ve dinlemek, çocukların sunduğu koşulsuz
       sevgi ve güveni tatmak hem büyük bir ayrıcalık, hem de muazzam bir görevdir. Kendini yenilemesi
       ve hayatın bitmek tükenmek bilmeyen taleplerini karşılayabilmesi için annenin yüreğinde ve yaşamında
       kendine ayırdığı bir zaman olmalıdır. Kendi ihtiyaçlarına zaman ayıran anne çocuğuna da özsaygıyı öğretir.
25- Babalar çocuklara erişilmez gibi gelir. Baba güçtür; baba şefkattir. Bize kişilikli olmayı öğretir; disiplin
       örneğidir. Maceraları babalar planlar; bize hedef belirler, yapabileceğimize inanır ve bir kez daha
       denememiz için bizi teşvik eder. Çocuk babanın gözüyle dünyada kendisini nelerin beklediğini görür.
       Babanın elini tutarken çocuk kendisiyle birlikte hayat yolunda yürüyen kişiyi hisseder. 
26- Çocukların çoğunluğu herşeyi görür ve hisseder. Anne ve babanın yaptığı her şeyi içine çeken sünger
       gibidirler. Anne ve baba, sevgi ve saygı temeline sahip bir ekip olarak çalışırsa, çocukların yetişmesi için
       korunaklı ve güvenli bir mekan sağlar. "Hayattaçocuklarınızın ne olmasını istiyorsanız, kendi yaşamınızda
       ve konuşmalarınızda onu yansıtmaya çalışın." 
27- Kardeşler hayatta birlikte yürümek, yetişkinliğe yan yana adım atmak, aynı anne ve babaya sahip olmak
      ve hayat deneylerini paylaşmak gibi özel bir fırsata sahiptir. Çocuklar her zaman bir kardeşe sahip
      olmanın değerini anlamaz. Anne ve babalar olarak yapabileceğimiz en iyi şey, aynı kayığın içinde
      olmasalar daralarından bir sevgi nehrinin nehrinin akacağına emin olacakları şekilde çocuklarımız arasındaki
      iletişimi, sevgiyi ve saygıyı teşvik etmektir. Böylece çocuk kardeşinin değerini bugün olmasa bile birgün
      mutlaka anlayacaktır.
28- "Çocuklarınıza tavsiyelerde bulunmanın en iyi yönteminin ne istediklerini tesbit edip bunu yapmalarını
       söylemek olduğunu keşfedin."  

30/1/2006

YETİŞKİN, ÇOCUĞA HANGİ GÖZLE BAKMALI

 Çocuklarınızı can sıkıntısını gideren bir eğlence aracı olarak görmeyin.
- Çocuklarınızın sizi nasıl mutlu ve umutlu edeceklerini düşünürken, siz de onları nasıl mutlu ve umutlu edeceğinizi düşünün.
-Çocuklarınızı küçük yaştan kendi şahsi ihtiraslarınıza ve kaprislerinize kurban etmeyin.
- Çocuklarınızın daima kendi varlıklarını gösterici, ilgi çekici, sevgi toplayıcı olmak için durmadan taklit edip duracaklarını
   unutmayın.
- Çocuklar teyp gibidir. Ne verirseniz onu alırlar. O halde onlara neyi nasıl vermeniz gerektiğini bilin.
- Anneler; düşüncelerinizin, sevinçlerinizin, muhakkak ki sizin canınızla, kanınızla beslenen karnınızdaki yavrunuza en fazla
   tesir edeceğini bilin.
- Çocuk anneliğin şeref tacıdır. O halde her anne bu tacı liyakatle taşımayı bilsin.
- "Cennet"in niçin annelerin ayakları altında olduğunu önce anneler bilsin.
- Çocuklarınıza karşı sevgi ve şefkatte ölçülü olun. Onları ne ihmal edin, ne de gereğinden fazla sevgi ve şefkate boğun.
- Çocuklarınıza bağımsız hareket etme kabiliyeti aşılayın. Bunun en iyi sermaye olduğunu bilin. Özellikle hali vakti yerinde,
   okumuş, bilgili ve kültürlü anneler, sakın annelik mes'uliyetinden kaçmayın.
- Çocuklarınızın yardımlaşmayı, dayanışmayı ve insan sevgisini tam olarak elde etmesini istiyorsanız; akraba bağlarınızı
   zayıf ve kopuk tutmayın, sağlam ve kuvvetli tutun.
- Çocuklarınıza sadece mekanik zekalılığı ve hayalperestliği vermekten başka bir işe yaramayan fabrika işi pahalı,
   gösterişli oyuncaklar almayın. Belki bir tencere kapağı oynamalarının onlara daha büyük ve faydalı zevk verebileceğini
   düşünün.
- Çocuklarınıza karşı çocukluklarının dışına taşmamaları gerektiği gibi iddialarda da bulunmayın.
- Çocuklarınıza bakışlarınızla, edalarınızla, mimiklerinizle de tesir edebileceğinizi bilin.

« Önceki —